Fakat bütün bunların üzerinde, mümin için tarifsiz bir nimet vardır: Allah’ın tecellisine mazhar olmak ve O’nu görmek. Çünkü insanın yaratılışındaki en büyük arzu, kendisini yaratan Rabbine kavuşmaktır. Cennetteki nimetlerin güzelliği de esas olarak Allah’ın lütuf ve ikramının bir tecellisidir.
Dünyada insan, Allah’ın yarattığı güzellikleri görür; fakat Rabbimizin zatını göremez. Çiçeklerdeki güzellik, insan yüzündeki estetik, tabiatın ihtişamı ve kâinattaki kusursuz düzen, Allah’ın yaratma sanatının eserleridir. Ancak cennette müminler, dünyada sahip olmadıkları çok büyük bir nimete kavuşacaklardır. Allah, dilediği şekilde onlara tecelli edecek ve onlar bu tecellinin eşsiz güzelliğini seyredeceklerdir. Bu güzellik hiçbir insanın güzelliğiyle kıyaslanamayacak, hiçbir mahlûkun ulaşamayacağı bir üstünlükte olacaktır.
Burada çok önemli bir hususu da unutmamak gerekir: Allah’ın zatı hiçbir mahlûka benzemez ve insan aklı O’nun mahiyetini kuşatamaz. Allah’ı, Allah’ın Kendisini bildiği şekilde bilmek mümkün değildir. Dolayısıyla cennette Allah’ın tecellisini görmek, O’nun zatını bütünüyle kavramak anlamına gelmez. Bu, Allah’ın mümin kullarına lütfedeceği, insanın dünyada sahip olmadığı bambaşka bir idrak ve görme nimetidir.
Böylesine büyük bir tecellinin gerçekleşeceği anda cennetin tamamında olağanüstü bir sevinç ve canlılık meydana gelecektir. Cennet varlıkları hareketlenecek, kuşlar sevinçlerini gösterecek ve her tarafta büyük bir heyecan hissedilecektir. Ardından Allah cennet halkına selam verecek, müminlerle konuşacaktır. Kur’an’da bu büyük nimet şöyle bildirilir:
“Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü ‘Selam’ (vardır).”
(Yâsîn Suresi, 58)
Düşünün: İnsanın dünyada bütün hayatı boyunca kendisine yakınlaşmaya çalıştığı Rabbi, cennette ona selam veriyor ve onunla konuşuyor. Böyle bir nimet karşısında duyulacak mutluluğun dünyadaki herhangi bir sevinçle ölçülmesi elbette mümkün değildir. Allah’ın kullarına bizzat selam vermesi, cennetteki maddi nimetlerin çok ötesinde, tarifsiz bir iltifat ve şereftir.
Müminlerin yaşayacağı bu sevinç, yalnızca güzel bir manzarayı seyretmenin verdiği mutluluk değildir. Bu, Allah’ın rızasına kavuşmuş olmanın, O’nun sevgisini kazanmış olmanın ve O’nun lütfuyla kendisine yakınlaştırılmanın verdiği eşsiz bir hazdır. Dünyada insanın kalbinde Allah’a karşı duyduğu sevgi, özlem ve yakınlık arzusu vardır. Cennette ise bu duyguların karşılığı en mükemmel şekilde verilecektir.
Kur’an’da ahiret gününün ihtişamını anlatan başka ayetlerde de şöyle buyrulmaktadır:
“Yer, Rabbi’nin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.”
(Zümer Suresi, 69)
O gün birtakım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır” (Kıyâme, 22-23)
Rabbin nuruyla yeryüzünün parlaması, o günün Allah’ın kudretinin ve hükmünün apaçık şekilde ortaya çıktığı eşsiz bir gün olduğuna işaret eder. Dünyada Allah’ın yaratmış olduğu güzellikleri seyreden mümin, ahirette Rabbimizin nurunun tecellilerinin hâkim olduğu bambaşka bir âleme kavuşacaktır.
Peygamber Efendimiz(sav) rivayet edilen sahih hadislerde de bu durum şöyle müjdelenir:
Cerîr b. Abdullah (r.a.) tarafından rivayet edilen ve hem Buhârî hem Müslim’de yer alan hadistir:
Cerîr b. Abdullah (r.a.) şöyle anlatır:
Resûlullah (s.a.v.)’in yanında bulunuyorduk. Peygamberimiz, dolunay hâlindeki Ay’a baktı ve şöyle buyurdu:
“Siz şu Ay’ı hiçbir güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz.”
Ardından güneş doğmadan ve batmadan önceki namazlara dikkat edilmesini emretti.
(Sahih Buhârî, 554; Sahih Müslim’de de rivayet edilmiştir.)
Bu nedenle cennetin nimetlerini düşünürken yalnızca oradaki yemekleri, giysileri, köşkleri veya güzellikleri düşünmek eksik olur. Bunların hepsi geçici dünya hayatında insanın Allah’ın nimetlerini anlaması için birer örnektir. Cennette ise mümin, nimetlerin ötesindeki asıl mutluluğu tadacaktır: Allah’ın rızası ve O’nun tecellisine mazhar olmanın verdiği eşsiz sevinç.
İşte cennetin gerçek ihtişamı burada ortaya çıkar. Allah, dünyada Kendisine iman eden, O’nun rızasını arayan kullarına sonsuz nimetler hazırlamıştır. Fakat bütün bu nimetlerin en büyüğü, Rabbimizin müminleri kendi katında şereflendirmesi ve onlara eşsiz bir yakınlık lütfetmesidir. Dünyada Allah’ın eserlerini hayranlıkla seyreden mümin, ahirette Allah’ın kendisine lütfedeceği tecelliyle çok daha büyük bir mutluluğa kavuşacaktır. Bu, cennetin diğer bütün nimetlerini anlamlı kılan ve mümin için ebedî saadetin zirvesini oluşturan en büyük lütuflardan biridir.
Yorum bırakın