1. İslam’da sosyal adaletin kaynağı Yüce Allah’ın emirleridir.
İslam Dininde adalet, yalnızca toplumun düzenini sağlamak için ortaya konulmuş bir hukuk veya yönetim ilkesi değildir. Adalet, Yüce Allah’ın emridir ve insanların birbirleri üzerindeki haklarını gözetmelerini gerektirir. Bu nedenle sosyal adaletin temel ölçüsü insanların zaman içinde değişen anlayışları değil, Kur’an ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) sünnetidir.
2. Temel Prensipler
İslam Dininde insanın mal sahibi olması meşru görülür. Ancak mal ve servet, insana istediği gibi kullanabileceği sınırsız bir güç olarak verilmemiştir. İnsan sahip olduğu nimetlerden dolayı Yüce Allah’a karşı sorumludur. Bu nedenle zekât, sadaka ve infak gibi ibadetlerle toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin korunması emredilmiştir.
İslam Dini ticareti ve emek karşılığı kazanmayı teşvik ederken, faiz yoluyla borç üzerinden kazanç elde edilmesini yasaklamıştır. Böylece ekonomik ilişkilerde haksızlığın ve insanların ihtiyaçlarından yararlanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) hayatı, İslam’ın sosyal adalet anlayışının en güzel uygulamalarından biridir. Onun yaşamında hem bireysel hem de toplumsal adalete dair pek çok çarpıcı örnek bulunmaktadır.
Hz. Muhammed’in Hayatından Sosyal Adalet Örnekleri
- Fakirlerle Aynı Sofraya Oturması
Hz. Muhammed, fakir-zengin ayrımı yapmadan herkesle aynı sofraya oturur, aynı yemeği yerdi. Zenginlik ya da makamla insanlara farklı muamele yapmazdı.
Örnek: Bir bedeviyle birlikte yerde oturup yemek yemesi üzerine, sahabeler bu davranışı hayranlıkla anlatmışlardır. ….Ben ancak bir kulum. Bu nedenle ‘Allah’ın kulu ve Resûlü’ deyin.” buyurmuştur. (Buhârî, 3445)
- Zekâtın Bizzat Takipçisi Olması
Zekât yalnızca bir ekonomik sistem değil, toplumsal dengeyi sağlayan adalet aracıdır. Hz. Muhammed bizzat zekât memurlarını atamış, halkın durumuna göre oranları belirlemiş ve bu fonun yetim, yoksul, borçlu, yolcu, esir gibi hak sahiplerine ulaştırılmasını sağlamıştır.
Kur’an’da bu konuya dair ayet:
Sadakalar (zekatlar) Allah tarafından bir farz olarak, yoksullara, düşkünlere, onların toplanmasında çalışanlara, gönülleri İslam’a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalanlaradır. Allah alimdir, hakimdir. (Tevbe Suresi, 60)
- Yetim ve Yoksula Sahip Çıkması
Hz. Muhammed (sav) kendisi de küçük yaşta yetim kalmıştı. Ancak onun yetimlere ve yoksullara gösterdiği şefkat yalnızca kendi hayat tecrübesiyle açıklanabilecek bir duyarlılık değildi. O, Allah’ın emirleri doğrultusunda toplumun korunmaya muhtaç kesimlerinin gözetilmesini sürekli teşvik etmiştir. Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz” buyurmuş ve işaret parmağı ile orta parmağını yan yana göstermiştir. (Buhârî, Talâk, 25)
Aynı zamanda kendisine gelen malları (hediye, ganimet vb.) öncelikle yoksullara dağıtır, çoğu zaman kendisine hiçbir şey ayırmazdı.
- Köleleri Özgürleştirme ve Eşitlik
Hz. Muhammed (sav), kölelere iyi davranılmasını emretmiş, onların özgürleştirilmesini teşvik etmiş ve bizzat köleleri azat etmiştir. İnsanların renkleri, soyları veya toplumsal statüleri nedeniyle birbirlerinden üstün olmadıklarını ortaya koymuştur.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Bilal-i Habeşî’dir. Kölelikten azat edilen Bilal, Hz. Muhammed’in (sav) güvenini kazanmış ve Mescid-i Nebevî’nin müezzini olmuştur. Böylece toplumun daha önce aşağı gördüğü bir insan, İslam toplumunda son derece itibarlı bir konuma yükselmiştir. Nitekim
Ebû Zer (ra), bir kişiyi annesi üzerinden küçümsediğinde Hz. Muhammed (sav) ona “Ey Ebû Zer! Sende cahiliye (ahlakından) bir iz var” buyurmuştur. Ardından, insanların Allah tarafından birbirlerinin kardeşleri kılındığını ve yanlarında bulunanlara yediklerinden yedirmeleri, giydiklerinden giydirmeleri ve güçlerini aşan işlerle yükümlü tutmamaları gerektiğini bildirmiştir. (Buhârî, 30; Müslim, 1661)
- Pazarda Denetim Yapması
Hz. Muhammed (sav), Medine’de ekonomik hayatın dürüstlük ve güven üzerine kurulmasına büyük önem vermiştir. Ticarette hile yapılmasını, ölçü ve tartıda eksiltmeyi ve insanları aldatarak kazanç elde etmeyi yasaklamıştır.
Bir gün bir yiyecek yığınının alt kısmının ıslak olduğunu fark etmiş ve bunu gizleyen satıcıya karşı “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur. (Müslim, Îmân, 102)
Sonuç
Kuran insana her nimeti verenin Allah olduğunu i hatırlatır ve bu nimetleri Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmasını ister. Bu biçimde gerçek sosyal adalet, insanın Kuran’da Allah’ın kendisine bildirdiği ölçülere uymasıyla başlar ve toplumun her alanına yayılarak güzelleşir.
Yorum bırakın